“Fethin 567. Yıldönümüne Armağan” adı altında düzenlenen 10 etkinliğin ilkinde Prof. Dr. Nihat ÖZTOPRAK, Şair Hükümdar Fatih Sultan Mehmed Han’ı ve şiirlerini ele aldı.
Güzel Sanatlar Fakültemizce düzenlenen ve Arş. Gör. M. Halit Dağcı’nın teknik desteğinde zoom programı üzerinden gerçekleştirilen oturumun yöneticiliğini Fakülte Dekanı Prof. Dr. M. Hüsrev SUBAŞI yaptı.
Toplantı, Prof. SUBAŞI’nın “Fethin 567. Yıldönümüne Armağan” edilen konferanslar zincirinin nasıl teşekkül ettiğine dair bilgiler içeren hoşȃmedî tarzındaki konuşmasını, kurucu rektör Prof. Dr. Musa DUMAN ve rektör yardımcısı Prof. Dr. Fahameddin BAŞAR ve Doç. Dr. D. Ali TÖKEL’in kısa açılış cümleleri takip etti.
Daha sonra sözü alan Prof. ÖZTOPRAK Hoca, Fatih’i kısa genel bilgilerle tanıtarak başladığı konuşmasıında 15. yüzyıl ve sonrasında Osmanlı padişahları arasında bir şiir geleneği oluştuğuna dikkat çekerek Fatih Sultan Mehmed Han’ın divan sahibi şȃir hükümdarların ilki olduğunu belirtti.
Hünkȃrın meclislerinde 30 kadarı maaşlı 185 şair bulunduğunu, veziri Mahmud Paşa (Adnî), hocası Ahmed Paşa, İstanbul’un ilk kadısı Hızır Bey, tarihçi Enverî, Hayatî gibi isimlerin bunların başında geldiğini, devrinde Edirne, Amasya ve Kastamonu gibi İstanbul dışındaki şehirlerde dahi şuarȃ meclisleri düzenlendiğini, bu ve benzeri vesilelerle şȃirlerin padişah tarafından daima alȃka gördüğünü, teşvik ve himaye edildiğini ifade etti . Özetle şöyle devam etti:
“Latifî, onun saltanat döneminde bilgi ve marifetin ileri seviyede ilgi gördüğü, bilginlerin diğer meslek mensuplarının üstünde tutulduğunu söyler. Aşık Çelebi de, Fatih Sultan Mehmed’den İstanbul’u ilim ve sanatın merkezi yapan ve her türlü övgüye layık bir Sultan şair olarak bahseder.
Babası II. Murad da şairdir. Şairleri, ȃlimleri, sanatkârları koruyup kollayan bir saltanatın varisidir. Istanbul'da, Padişah’ın meclisine girebilen, kendisine kasideler sunan 185 şairden söz edilir. Şiire ne zaman başladığı bilinmez, çünkü o zamanlar şiirlerin altına tarih atılmamaktaydı.
Avnî Divanını ilk kez Ali Emiri bulmuş, Fatih'in şiirlerini ilk defa derli toplu bir şekilde yayımlayan kişi ise 1904 yılında Georg Jacob olmuştur. Daha sonra bizde de birkaç kez yayınlanmıştır. Fatih Divanı’nın tek yazma nüshası şu an Millet Kütüphanesin’de (Ali Emiri Manzum 305) bulunmaktadır.”
Avnî mahlaslı şȃir hükümdarın şiirlerinden örnekler vererek onun şȃir şahsiyeti ile sultan kimliği arasında enteresan bir münasebet bulunduğuna vurgu yapan Nihat Hoca, Sultan’ın şiirlerinin merkezinde ise beşerîden başlayıp ilȃhîde biten bir aşk anlayışının gözlemlendiğini ifade etti:
“Divan'ın temel duygusu Aşk’tır. Mecâzi aşktan ilâhi aşka yükselen bir duygu vardır. Avnî'ye göre aşk bir derttir, hastalık, belȃdır. Aşk Sultandır. Bu Sultan Avnî’nin gönlünde oturmaktadır. Kendisini âşık olarak niteler. Divan şiirinde merkezde aşk vardır, bir aşk, bir maşuk, bir de rakip vardır. Avnî rakipten de bahseder. İma yoluyla göndermelerde bulunur.
Beyti bozarsı, rakîbi anma şi’ründe sakın
Avnî dilber vasfıdur çün şi’r ü inşâdan murâd
Fatih’in dili oldukça sade ve samimidir. Şiirleri, Cihan Sultanı oluşunun izlerini taşır.
Kurtarmasun Allah beni bu derd-i hevȃdan
Derdün ile dil bağlamayan zevkını bilmez.
Dindirmesün Allah gözümün yaşını, zira
Aşkın ile kan ağlamayan zevkını bilmez. “
İlgiyle takip edilen ve bir buçuk saat süren konferans, devrinde Osmanlı devleti topraklarının iki katına yükseldiği şȃir hükümdarın şiirlerinde mahlas olarak “Avnî” kelimesini seçmiş olmasının “Fetih” ve “Fȃtih” kavramlarıyla bir ilişkisinin olup olmadığına dair yöneltilen bir soru üzerine verilen cevapla noktalandı.
Çeşitli üniversitelerden öğretim üyeleri, araştırmacı ve öğrenciler yanında yurtdışından da katılımcıları olan konferans, oturumu yöneten Prof. Dr. M. Hüsrev Subaşı’nın, sunduğu değerli bilgiler sebebiyle konuşmacı Prof. Dr. Nihat Öztoprak’a ve vakit ayırarak etkinliği sonuna kadar izleyen meslektaşlarına, öğrencilere ve misafirlere teşekkürleriyle sona erdi.
